16 Mart 2017 Perşembe

Oğullar ve Rencide Ruhlar - Alper Canıgüz

Arka Kapaktan : 

Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşıyordum. Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kar. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minibüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı.

Bence...

Çok geç kalmışım çok. Uzun zamandır kitap okumuyordum. Açılışı Malta Şahini gibi bir polisiye klasiği ile yaptıktan sonra dilimizden bir kitapla devam etmek uzun zamandır süren okuma isteksizliğini kıran en etkili çözüm oldu. 

Kahramanımız Alper 35 yaşındaki bir adamın ya da hani o 1940-50'lerin film noir - kara film- lerinde gördüğümüz dedektiflerin  5 yaşında takılıp kalmış hali. Hayat hakkında aforizmaları, depresyona meyilli ruh halleri ve belki de adamakıllı yerinde narsizmiyle, çocuk olmakla pek ilgisi yok. 5 yıllık ömrünün en büyük derdi, can sıkıntısı ve mahalledeki çocuklara kök söktüren bir serseri. İkincisini kolaylıkla, ilkini ise pek beceremeden idare ediyor. Hayat onu mahallelerinde işlenen bir cinayetle burun buruna getirince peşinde düşmekten başkası gelmiyor aklına. Bir yanda Erzurum'a tayini çıkan babası, bir yanda mahallenin kabadayısı, öbür yanda bir cinayet.

Çok eğlenceli, altı çizilecek cümleler ve tespitlerle dolu bir kitap. Ne yardan ne serden, ne konudan, ne dil bilgisinden geçmiş adam. Ben çok sevdim. Diğer kitaplarından devam.

Tavsiyedir efenim :)

31 Mayıs 2016 Salı

Orda bi köy var mı uzakta?



Bu aralar gitmek istiyorum yine. Gezmek, başka yerlere gitmek isteği içimde büyüyüp duruyor.
Şimdilik hayatıma etkisi, iş yerinde konsantre olamamak, bir türlü dikkatimi toplayıp çalışamamak ve kredi kartı borcu boyumu geçtiği halde ucuz buldum diye üç ayrı seyahat bileti almakla sınırlı kaldı. Gelecek günler neler getirecek göreceğiz.

bunları niye yazdım bilmiyorum. Kimse okumuyor diye bi nevi günlük olarak kullanıyorum sanırım burayı.

Neyse :)

Beyaz ve mavi yakalılar. Ey sevgili modern köle arkadaşlarım.  Bi çay söyleyin kendinize benden. Ben damacanadan buz gibi soğuk su aldım. Yeter şimdilik.

11 Ağustos 2015 Salı

Benson Cinayeti

Arka Kapaktan  :

"Sanat ve suç arasında biraz fark var," diye öne sürdü Markham. "Psikolojik olarak eski dostum, hiç fark yok," diye düzeltti. Vance. "Suç, bir sanat eserinin tüm temel esaslarını barındırır; yaklaşım, anlayış, teknik, hayal gücü, uğraşı, yöntem ve düzen. Dahası, suç, yolu, bakış açısı ve genel doğası bakımından en az sanat eserleri kadar çeşitlilik gösterir. İyi planlanmış bir suç, örneğin, bir bireyin, bir tablonunki kadar doğrudan dışavurumudur ve içinde büyük bir keşif olasılığı yatar. Uzman bir estet, bir resmi nasıl analiz edip kimin yaptığını söyleyebiliyorsa, uzman bir psikolog aynı şekilde bir suçu kimin işlediğini, kişiyle tanışıklığı varsa, analiz edip söyleyebilir veya neredeyse matematiksel bir kesinlikle suçlunun doğasını ve karakterini tarif edebilir. İşte sevgili Markham, insanın suçluluğunu belirlemenin tek kesin ve kaçınılmaz yolu budur. Diğerleri yalnızca varsayımdır; bilime aykırı, güvenilmez ve riskli."

Bence :

Maalesef okuyamadığım kitaplar arasında yerini aldı bu kitap. Çevirmene bir kere daha saygılarımı sunarak sitem ederken yeni kitaplara yelken açıyorum...

Uyarması benden, Türkçe'yi Türkçe gibi okumak istiyorsanız biraz zorlanabilirsiniz.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Luther


Oldum olası sevmişimdir BBC'nin az ve öz bölümlük dizilerini.

2002 - 2008 yılları arasında yayınlanmış dört sezonluk diziyi de sevdim. Henüz ilk sezonundan bir kaç bölümünü izlediğim dizinin baş kahramanı Idris Elba tarafından canlandırılan zeki dedektif John Luther.

Diziye adını veren Luther'in, bir çocuk katilinin peşindeyken tam onu yakaladığı sırada ölmesine izin vermesi meslek hayatına kısa süre de olsa tedavi görmek için ara vermesine sebep oluyor.  Tedavisi bitip yeniden gerçek dünyaya döndüğünde eşinin ondan  ayrılmaya karar vermesi, üzerine gelen ithamlar vs derken sıkıntılar bitmek bilmiyor.

Tam da böyle bir durumdayken, ona merhaba diyen dava da epeyce çetrefilli.  Ve fakat, "Sorunları çözülemeyen esas oğlan" şablonuna birebir uyan kahramanımız bu davayı çözmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Dizi güzel. The Wire'da çok alışmışım aksanına, Idris Elba'yı kendi aksanında dinlemek enteresan oldu.

Bir de gerçekten seviyorum şu İngilizlerin dizilerini.  Polis ekibi mankenlerden oluşmuyor, gerçek görünen, kusurları olan,  3 boyutlu karakterler izliyorsunuz.

Bizde de örnekleri var tabi ki. Her ne kadar hayal meyal hatırlasam da sonradan bulup buluşturup birer ikişer bölüm izlediğim bir zamanların ünlü dizisi İz Peşinde (Rahmetli Osman Yağmurdereli ve Mehmet Aslantuğ'un oynadığı ), Harun'u, Hayalet'i,  Akbaba'sı ve tabii ki Behzat Amirim le Behzat Ç, konuyu geçtim gerçekçilikleriyle sevdirmişler kendilerini.

Tabii bir de Arka Sokaklar'daki Hüsnü Çoban  var. :) Ama Arka sokakları ne kadar istesem de polisiye kategorisinde ciddi ciddi düşünemiyorum.

Neyse. Konuyu dağıtmayalım.
Luther izleyelim, İngiliz aksanı dinleyelim. :)

The No. 1 Ladies' Detective Agency

The No. 1 Ladies' Detective Agency

Geçenlerde bahsettiğim çok tatlı kitabın dizisi de bi o kadar şirin.
Pek kıymetli dedektifimiz Mma Ramotswe tam da kitabı okurken hayalinizde canlandırdığınız gibi, kadife sesli, güzel yüzlü çok tatlı bir hanım.
Kitapta pek fazla detay verilmeyen sekreter hanım hakkında daha çok şey görüyoruz.  Olaylar çözüp Botswana'yı daha yakından tanıyoruz.

7 sezonluk dizi bir fırsatı bulunursa mutlaka izlenmeli.

Tavsiyedir. :)

30 Temmuz 2015 Perşembe

Müge Kızıltuğ

Bu Benson Cinayeti kitabını çeviren Müge Hanım her kimse çevirmenlik kimliğini yeniden gözden geçirmesi, ya da işini biraz daha ciddiyetle yapması lazım.

Ben bile blogda yayınlanacak olan yazıları çok zaman 3 kere kontrol ederken,  önzösünde üstelik de Erol Üyepazarcı gibi bir polisiye uzmanının olduğu bir kitabın bu kadar hatayla, bu kadar kötü bir çeviriyle satışa sunulmasını aklım almıyor.

Verdiğim paraya mı yanayım, yoksa hevesle başladığım kitabı okuyamadığıma mı  bilmiyorum.

Bu akşam bir daha deneyeceğim. İnşallah dişimi sıkıp okuyabilirim kitabı.

28 Temmuz 2015 Salı

Su - Buket Uzuner


Arka Kapaktan : 

Gazeteci Defne Kaman bir yaz akşamı bindiği vapurda arkasında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Onu aramakla görevli Komiser Ali Ümit ile arkadaşı Sahaf Semahat kendilerini aniden tuhaf olaylar ve esrarengiz semboller arasında bulurlar. Bir yandan kendi hayatlarını sakatlayan yasak ve tabulara rağmen ayakta kalmaya çalışırken, kayıp gazeteci Defne Kaman'ın peşinde nefes nefese bir maceraya sürüklenirler. Buket Uzuner, SU romanında bütün canlı varlıkları eşit değerde kabul ederek doğayı ve yaşamı kutsayan kadim Türk geleneği Kamanlık'a (Şamanlık) selam ederken, okurları hem eko-feminist bir okumaya, hem de 1000 yıl önce Uygur harfleriyle ön-Türkçe yazılmış olduğu düşünülen (Mutluluk Bilgisi) KUTADGU BİLİG ŞİFRESİ ile zihin oyunlarına davet ediyor.

Bence... 
1) Çok gerçek, çok bizden, 'şu kadın/adam var ya aynı bizim X' diyebileceğiniz karakterler
2) Kamlık, şamanlık üzerine aydınlatıcı, geniş bilgiler
3) Kadınlar ve kadınların Türk toplumundaki yeri hakkında gayet akılcı, gayet gerçekçi gözlem ve çözümlemeler
4) Çevre konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatan duyarlı metin
4) Pek polisiye denemez.
5) İlk bölümlerdeki usluba alışınca gerisi akıcı gidiyor.
6) Adım başı Kumral Ada Mavi Tuna - Reklamları izlediniz.

ve son olarak...
Bir karakterin ağzından çıkanları yazara maletmemek uğruna sanki yazardan azade biriymiş gibi görüp yorumlayacağım...

Ön yargıları aşmak atomu parçalamaktan daha zor  gerçekten. Keşke karşıdan beklediği hoşgörüyü karşısındakine de gösterebilse insanlar. Semahat kendi düşündüklerini doğru bildiği gibi, karşısındakinin doğrularının onun için doğru olduğunu kabullenebilse. Ve birileri ona, ahiret inancı olanlar için diğer dünyadaki hayatın gerçek yaşam olduğunu, bu dünyanınsa geçici olduğunu anlatabilse.

Bilmiyorum. Zor bi kitaptı benim için.
Her anlamda.